29 Tem 2013

Her Yer Paris Her Yer Direniş


31 Mayıs 2013 tarihinde Taksim Gezi Parkında başlayan ve etkisini  Türkiye genelinde devam ettiren gezi parkı eylemleri şüphesiz ki Türkiye'nin en önemli toplumsal olaylarından biri olarak tarihe geçti. Gezi Parkı eylemlerinin bu denli uzun süreceği, ülkenin büyük bir kısmında etkisini göstereceğini kuşkusuz kimse beklemiyordu. Bu sebepledir ki Gezi Parkı eylemlerinin tam olarak ne olduğunu anlayabilmek için türlü analojiler kurarak tanımlanmaya çalışılıyor. Bu analojiler içerisinde maalesef Yahudi Soykırımı gibi çirkin benzetmelerden Delacroix'in Liberty On The Barricades tablosuna  direnişi başlatan ve bugüne kadar devam ettirenlerin büyük bir kısmının gençlerden oluşması sebebiyle 68 öğrenci hareketlerine varana denk benzetmelerden bulunulmakta. Aynı zamanda direnişin getirmiş olduğu heyecanıyla gezi parkı eylemleri ile alakalı müthiş bir metinsel üretim söz konusu. Aylık dergilerin hemen hemen bir çoğu içeriklerinin tamamını direnişe ayırmış durumdalar. Köşe yazarları her gün köşelerine yine gezi direnişi ile yazılar yer vermektedirler. Bununla beraber uyanık bir kaç yayınevi gezi direnişi kitapları çıkararak hareketten maddi çıkar sağlama telaşı içerisindeler.
Sadece bunlar da değil büyük ihtimalle kısa bir zaman sonra gezi parkı eylemleri ile alakalı kitaplar ve filmleri de göreceğiz. Tıpkı 68 öğrenci hareketlerinin ardından üretilen kitap ve filmler gibi. Eric Hobsbawn 68 hareketinden hemen bir sene sonra üretilen kitap sayısının bir hayli fazla olduğunu söyler. Sadece kitapta değil bu konuyla alakalı bir sürü filmde çekilmiştir. Bernardo  Bertolluci'nin 2003 yılı yapımı 68 hareketi güzellemesi olan Dreamers (Düşler, Tutkular, Suçlar) filmi işte tam bugünlerde izlemelik filmler arasında yer almaktadır. 




"Dünya Perdeden Taştı"

Film açılış sekansında işittiğimiz Jimi Hendrix'in Third From The Sun" parçası eşliğinde 1968 yılında  Paris'te sıcak bir bahar günü Amerika'dan Paris'e Fransızca öğrenmeye gelmiş Matthew'ün (Yakından tanıdığımız bir ülkede kolaylıkla dış mihrak olarak tanımlanacak)  meraklı ve şaşkın bakışlarıyla açılır. Matthew (Micheal Pitt) bize monolog olarak kısaca bir 68 Paris'i hakkında bilgiler verir. Dönemin en popüler aktivitelerinden biri olan sinematekte film izleme olduğunu ve gençliğin sinematekleri tıka basa doldurduğunu söyler. Matthew'ün monologu bitince sinematekin önünde büyük bir kalabalık ile karşılaşırız. Bir protesto gösterisi vardır.  Protesto gösterisinin sebebi Charles De Gaulle yönetimindeki hükümet Fransız sinematekin kurucularından Henri Langois'i görevden almıştır. Zaten bu protestolar ilerleyen zamanlarda giderek hararetlenmeye başlayan öğrenci hareketleri için de neredeyse tetikleyici bir neden olmuştur.  Matthew protestoların ortasında kendisini kapılara zincirlemiş olan İsabelle (Eva Green) ile karşılaşır. Matthew, kızın kendisini neden kapıya zincirlendiğini anlayamaz ve şaşkın bakışlarla İsabelle'nin ricasıyla onun ağzında ki sigarayı alır ve söndürür. Matthew böylelikle Paris 68'in o yazında hayatını değiştirecek en önemli iki insanla yani İsabelle ve Theo ile bu şekilde tanışır. İsabelle ve Theo, Fransa'nın çok ünlü bir yazarının çocuklarıdır. Orta sınıfa mensuptular ve tam bir sinefildirler. Matthew ise takım elbisesi ve Theo'nun ona takıldığı gibi her an kiliseye gidecek bir hali olan büyük ihtimalle taşrada doğup büyümüş bir gençtir. Fakat üçünü bir araya getiren durum ise sinemadır. Sinema o yıllarda Godard'ın da belirttiği gibi devrimi gerçekleştirebilecek potansiyele sahiptir. Bu sebeple öğrenciler Henri Langois'in görevden alınmasına çok sinirlenirler sinema onlar için sadece bir eğlencelik bir seyir değil aynı zamanda kültürel aktivitedir. Dönemin gençliği kendisini kültürel olarak sadece sinema ile beslemez aynı zamanda yoğun bir kitap okuma ile de  kendilerini geliştirirler. Aynı şekilde dönemin müziği de gençlik için önemli bir özgürleştirme aracıdır. Jim Morrison, Jimi Hendirx, Janis Joplin gibi yerleşik olana ve bütün köhneleşmiş kurallara müzikleriyle karşı çıkmışlardır. Hobsbawn, 68 hareketi için başka hiçbir devrimci hareket daha yüksek bir kitap okuyan ve yazar insan yüzdesi barındırmıyordu der. Filmden de göreceğimiz şekilde Matthew, İsabelle ve Theo'nun ellerinden kitap düşmez, aralarında geçen sohbetler ağırlıklı olarak entellektüel sohbetlerdir.

Elbette aralarında fikirsel anlamda ayrılıklar yaşanır. Matthew Buston Keaton'ı büyük sinemacı olarak görürür Theo ise Chaplin'i, Matthew Jimi Hendrix'i büyük gitarist olarak görürü Theo ise Eric Clapton'ı. 68 aynı zaman sol hareketin en güçlü ve en yoğun olduğu da dönemdir. Film boyunca Theo ve İsabelle'nin evinde Mao'nun posterleri duvarları süslemektedir. Mao'nun Kırmızı Kitabı sürekli Theo'nun elindedir.  Bütün bunlar olurken sokak hareretlenmektedir, öğrenci ve polis arasında ki gerilim giderek artmaktadır. Fakat Bertolluci filmin büyük bir çoğunluğunda gençleri eve hapseder dışarıyla bağlarını kopartır. Ellerinde Kırmızı Kitabı düşürmeyen bu gençler sokaktan kopuk bir şekilde nasıl devrim yapacaklardı peki?

Hayat Sokakta

Bertolluci'ye film üzerinden getirilen en büyük eleştirilerden biri de bu konu üzerineydi za karakterleri Paris'te Son Tango filmine  benzer biçimde çok fazla eve hapsetmesiydi. Ama yönetmenin tercihini şu şekilde okuyabiliriz. Özellikle Theo ve İsabelle kendilerini sinema dünyasına çok fazla kaptırmış hayalperestler olarak tanımlanabilir. Hayatı okudukları kitaplardan ve izledikleri filmlerden öğrendiklerini sanıyorlar. Theo mesela, Matthew'e kendi kültürünüz hakkında bir şey bilmiyorsun bile diyebilecek bilgiçliğe sahiptir. Bu haliyle çok yakından tanıdığımız bir ülkede içki masalarında memleketi kurtaran, devrim yapan insanlara çok benzemektedir. Tıpkı Zeki Demirkubuz'un Yeraltı filminde ki gibi kendilerini sisteme teslim etmiş ama içki masalarında vicdanları akıllarına gelince bağıra bağıra devrim şarkıları söyleyen insanlara benzemektedir. Yine sosyal medyada profil resimlerini günün anlama ve önemine uygun bir şekilde değiştiren bu eylemi popüler bir aktiviteymiş gibi gösteren topluluklardan pek farkı yoktur Theo'nun da. Ezbere solculukta bir yere kadar olunabiliyor zaten. Matthew filmin bir yerinde ona Mao destekçilerin hepsinin elinde Kırmızı Kitap olduğunu ve hiç birisinin de o kitabı eleştirmediğini söyleyince Theo kendi gerçekliği ile yüzleşir bir nevi. Bu sırada sokaklarda şiddet artık kendini göstermeye başlamıştır. Sokaklara barikatlar kurulmuştur. Evlerinde televizyon olmadığından ve sokağa da o kadar az çıktıklarından dolayı İsabelle ve Matthew ancak beraber sinemaya gittikleri vakit olayların büyümeye başladığından haberleri olur. Hareketin kendisine dönersek sanırım bu konuda Hobsbawn bize yine yardımcı olabilir. Hobsbawn Paris'teki bu hareketi solcu entellektüellerden, hükümete kadar kimsenin beklemediğin belirtir. Alttan alta bir hareket vardır fakat hareketin bu denli dünyayı sarsacağına ve büyük kalabalıkların uzun bir süre sokaklara çıkacağını şüphesiz ki kimse beklemiyordu. Hareket belirttiği gibi harekete hazırlıksız yakalanan hükümetin sert müdahalesiyle bastırılmaya çalışıldı. Yine Hobsbawn belirttiği gibi sokağa dökülene orta sınıf gençlere kurşun sıkmak, onlara şiddet uygulamak köylülere uygulanan şiddete benzememektedir. İktidara ciddi anlamda zarar verir. En nihayetinde hareket De Gaulle hükümetini düşüremediyse de ona ciddi anlamda zarar vermiştir. Bu noktada Gezi Direnişi ve iktidarın direnişi durdurma çabaları benzemektedir. Ne de olsa 68'den 2013'e ülkelerin iktidar ve devlet anlayışlarında pek bir değişiklik yoktur. Tekrar filme geri dönersek sokaktan kendilerini izole eden İsabelle, Theo ve Matthew kendilerini sokaktan daha fazla izole edemezler ve kendilerini sokağa atarlar. 


Üçlü ilk defa perdeden, kitap satırlarından da taşmışlardır ve gerçek hayat ile karşılaşmıştır. Gerçek hayattan kastım polis şiddeti elbette. Polis karşısında ki silahsız gençlere orantısız şiddet uygulamaktadır. Sanırım yine dünyanın her yerinde yasal mermisiyle bir polis ordusu silahsız gençlere bu şekilde yaklaşmaktadır. İşte tam bu noktada Bertolluci bizi bu polis şiddetine karış nasıl karşılık verileceği hususunda iki seçenek sunar. Bunlardan bir tanesi film boyun şiddet karşıtı olduğunu söyleyen Matthew'un pasif direnişi ya da Theo ve İsabelle'nin polisin şiddetine karşı şiddet ile cevap vermek. Film tam bu noktada kesilir zaten ama kulağımıza bir slogan işitiriz "Bu daha başlangıç, kavga devam ediyor."




1 yorum: