''Müziğin sesini
duymayanlar dans edenleri deli sanıyor'' Nietzsche
|
Sesleri duyuyor musunuz?
Şarkı seslerini, tencere tava seslerini? ‘‘onlar’’ ın seslerini duyuyor
musunuz?
Biz tüketmeye kodlanmış
‘‘pop’’ çocuklardık. Televizyon çocuklarıydık, dizilerdik. Cnbc-e idi bazımız,
MTV idi diğerlerimiz. Bilgisayar oyunları oynamak, futbol taraftarı olmak, en
ileri teknoloji akıllı telefon satın almak, kıyafetlerimiz, dinlediğimiz müzik
tarzı gibi bizi var eden, kimliğimizi ortaya koyan yapıtaşlarından oluşan
canlılardık. Devrim kitaplardaydı, politika anlaması imkansız olduğundan
gereksiz bir tartışma konusuydu.
Sonra çıktı o çocuklar,
‘‘GTA da polis döven nesile bulaştın.’’ diye yazdılar duvarlara. ‘‘Everyday I’m
chapulling’’ diye eğlendiler, Toma kaçırdılar, ‘‘biber gazı oley’’ diye slogan
atarak coşku kattılar direnişe. Beyinlerimizi dolduran, eleştirel düşünmemize
ket vurduğundan bizi apolitikleştirmekle suçlanan tüm o ucuz pop kültürü
direnişe ‘’coverlandı’’. Akıllı telefonlarla, tabletlerle canlı yayınlar
yapıldı, fotoğraf ve video şöleni yaşandı biranda aklımızı durduracak şekilde.
Tomadan su yemek, biber
gazına maruz kalmak mizah unsurlarıydı. Herşeyle dalga geçen ‘‘orantısız
zeka’’lardan fışkırıyordu direniş. Sinirli ve yüzü asık iktidar ve iktidar
yanlıları hariç herkes eğleniyordu sokaklarda. ve iktidar dayanamadı, vurdu,
öldürdü, susturamayacağını anladıkça daha çok orantısız güç uygulayıp tertemiz
etti kendince. Çok keyifliydik, keyfimizi kaçırmak istedi.
Susturamadığını kabul etmek
istemiyor, ''onlar'' olarak dışlamaya çalışıyordu.
‘‘onlar’’ın derdi nedir ki
bunca telaşın ortasında, oradan oraya kaçışırken, polis her an saldırmaya hazırken
oturup, kalkıp, koşup, yürüyüp şarkılar söylüyorlar, hali hazırda popüler olanı
direnişe ‘‘cover’’lıyorlar,en olmadı tencere tavayla ses çıkarıyorlar.
Onlar aslında sadece şu anda
Türkiye vatandaşlarının bir kısmı değil. Onlar tarihin her sayfasında vardı.
Onlar hep direndiler, savundular. Savunurlarken en etkili silahlardan birini,
müziği kullanmayı ihmal etmediler. Evrene sesini duyurmak isteyen birisi için
müzikten daha etkili kaç farklı alternatif daha bulunabilir ki?
Bu yeni bir hikaye değil.
Müzik insanın acı çektiği veya isyan ettiği her yerde varoluşunu ötelerden beri
göstermiş. Sadece şarkılarla devrim yapılamaz elbette fakat şarkıların bizi
tarihten haberdar etme işlevi, bilgilendirici ve düşüncelerimizi değiştirici
etkisi göz ardı edilebilir mi?
1871 senesinde 18 Mart’tan
28 Mayıs’a dek sürecek bir kitlesel tecrübenin, kendinden sonraki devrimler ve
devrimciler için bir umut ilkesi, bir ütopyaya dönüşecek Paris Komünü’nün
karakızıl bayrakları altında komüncü, şair ve taşıma işçisi Eugène Pottier
“dünyanın lanetlileri ve açlığın mahpusları”na ayağa kalkın diye seslenmeseydi,
Enternasyonal, onlarca dilde söylenmeseydi, R.E.M grubu olmasaydıve grup
Ioe McCarthy adından, 80lerdeki Amerika askeri müdahalesinden bahsetmeseydi,
Bob Dylan 1960ların politik ve sosyal dönüşümlerden bahsetmeseydi, Woody
Guthrie bize 1930lardaki Büyük Ekonomik bunalımı anlatmasaydı, Sytem of a Down
21.yy olanlardan bahsetmeseydi, Sex Pistols bazılarına televizyonlarını
pencereden attırmasaydı, Ulaş’a ağıt yakılmasaydı, Selda Bağcan ‘‘Uğurlar
Olsun’’ demeseydi, biz müziğe ‘‘alternatif öğrenim methodu’’ diyemezdik.
Müziğin sanat için mi,
toplum için mi, yoksa başka birşey için mi olduğu açıkcası bu yazının konusu
değil. Tartışmamızın platformu müziğin direnişte kullanışı.
Müzik tarih boyunca farklı
amaçlarla kullanılmıştır ve tarih boyunca sonraki nesillere ve evrene sesini
duyurmak isteyen ‘marjinal’ muhaliflerin de en önemli araçlarından biri
olmuştur.
Müziğin direnişte
kullanılması insanların belli dertlerinin daha ritmik hale gelmesi,
unutulmaması, tekrarının kolaylığını sağlaması açısından tüm toplumsal
hareketlerde önemli bir rol almıştır.
Birçok genç aktivist
dinledikleri müzik sayesinde tarihteki önemli olaylar ve kişilerden haberdar
olmuştur. ne? ne zaman? nerede? nasıl? neden? kim? sorularının cevabını
alabileceğimiz tek kaynak haberler midir?
Halk ozanları tarihte ne,
ne zaman, nerede, nasıl, neden, kim sorularına cevaplar veren eserleriyle ilk
gazeteciler unvanını hak etmektedirler aslında. Antik yunandan beri şiirler ve
şarkılar insanları toplumsal olaylardan haberdar etme yönünde de bir işlev ile
kullanılmışlardır. Ortaçağda halk ozanları savaşları, liderleri, fermanları,
doğal afetleri konu alan halk şarkıları üreterek bir anlamda gazetecilik görevi
yapmışlardır. 20.yy sonlarında Meksika halk şarkıları da aynı
şekilde halkın gazetesi olarak adlandırılmış, metropollerle iletişimi kesilen
köylerin durumu gezgin müzisyenlerin şehir şehir dolaşmasıyla bilgi akışına
katılmıştır.
Klise müziklerini
Amerikadaki işçi hareketi sırasında direniş müzikleri haline çevirmiş olan Joe
Hill’e göre bir broşür ne kadar iyi yazılmış olursa olsun bir kereden fazla
okunmaz ama şarkı ezbere alınır, tekrar tekrar söylenir. Eğer bir şarkıya
gerçekliğe dair bir bilgi yerleştirip onu neşeli bir hale getiriseniz, bir
broşür veya ekonomi makalesi okuyamayacak kadar cahil veya ilgisiz bir çok
sayıda işçiye ulaşırsınız. Müzik performansları her zaman politik
konuşmalardan daha çok sayıda insana hitap eder. Sadece bağırmaktansa
şarkı söylemek bilgiyi yıllar boyu taze tutar ve onun çatallaşmasını önler.
Müzik evrenseldir. Okuma yazma bilgisi veya matbaa gerektirmez. Sadece ses,
belki bir gitar veya bir kaç enstrümanla heryerde üretilip dinlenilebilir.
Müzik anaakım tarafından
yok sayılan sesleri ve olayları duyurur.
İşçi hareketleri,
yahudiler, siyahlar, Vietnam savaşı, Ermeni soykırımı, Aleviler konularında
olduğu gibi birçok adeletsizliğin olduğu bu dünyada sesimizi evrene duyurmak
için elbette müzik tek yöntem değil fakat nesillerden nesillere aktarılarak her
toplumda ses olmayı sağlayacak, bu adaletsizliği her nefesin parçası haline
getirebilecek en etkili yöntemlerden biridir.
İster sadece bir ses, ister
nota, onlarca çığlığın ve gürültünün arasından bizlere aktarılmış, bizlerin de
geleceğe aktarabileceğimiz, unutmayın bunları diyebileceğimiz, hatırlanması
kolay, dillere pelesenk olması hoş şarkılarla mücadelelerimizi şenlendirmekten
kaçınmamalıyız. Şarkı söylemenin, sırf bunun için alanlar yaratmanın insanları
biraraya getirmekteki önemini küçümsememeliyiz. Bazı şarkılar bizlere sürekli
değişen bu yüzden de akılda kalıcığı olmayan, artık magazinleşmiş haber
bültenlerinden daha çok şey anlatırlar. Toplumu anlatırlar, insanı anlatırlar.
Medya patronları tarafından yönlendirilme ihtiyaçları yoktur. Popüler olmaları
için reklam, albüm tasarımı gibi ticari endişelerden uzaktırlar. Dayatılmazlar,
tüketilmezler bu yüzden de unutulmaz, unutturmazlar.
Merve Aydin
merveaydin@gmx.com
|
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder