31 Mayıs 2013 tarihinde Taksim Gezi Parkında
başlayan ve etkisini Türkiye genelinde devam
ettiren gezi parkı eylemleri şüphesiz ki Türkiye'nin en önemli toplumsal
olaylarından biri olarak tarihe geçti. Gezi Parkı eylemlerinin bu denli uzun
süreceği, ülkenin büyük bir kısmında etkisini göstereceğini kuşkusuz kimse
beklemiyordu. Bu sebepledir ki Gezi Parkı eylemlerinin tam olarak ne olduğunu
anlayabilmek için türlü analojiler kurarak tanımlanmaya çalışılıyor. Bu
analojiler içerisinde maalesef Yahudi Soykırımı gibi çirkin benzetmelerden
Delacroix'in Liberty On The Barricades tablosuna direnişi başlatan ve bugüne kadar devam
ettirenlerin büyük bir kısmının gençlerden oluşması sebebiyle
68 öğrenci hareketlerine varana denk benzetmelerden bulunulmakta. Aynı zamanda
direnişin getirmiş olduğu heyecanıyla gezi parkı eylemleri ile alakalı müthiş
bir metinsel üretim söz konusu. Aylık dergilerin hemen hemen bir çoğu
içeriklerinin tamamını direnişe ayırmış durumdalar. Köşe yazarları her gün
köşelerine yine gezi direnişi ile yazılar yer vermektedirler. Bununla beraber
uyanık bir kaç yayınevi gezi direnişi kitapları çıkararak hareketten maddi çıkar
sağlama telaşı içerisindeler.
Sadece bunlar da değil büyük ihtimalle kısa bir zaman sonra gezi parkı eylemleri ile alakalı kitaplar ve filmleri de göreceğiz. Tıpkı 68 öğrenci hareketlerinin ardından üretilen kitap ve filmler gibi. Eric Hobsbawn 68 hareketinden hemen bir sene sonra üretilen kitap sayısının bir hayli fazla olduğunu söyler. Sadece kitapta değil bu konuyla alakalı bir sürü filmde çekilmiştir. Bernardo Bertolluci'nin 2003 yılı yapımı 68 hareketi güzellemesi olan Dreamers (Düşler, Tutkular, Suçlar) filmi işte tam bugünlerde izlemelik filmler arasında yer almaktadır.
Sadece bunlar da değil büyük ihtimalle kısa bir zaman sonra gezi parkı eylemleri ile alakalı kitaplar ve filmleri de göreceğiz. Tıpkı 68 öğrenci hareketlerinin ardından üretilen kitap ve filmler gibi. Eric Hobsbawn 68 hareketinden hemen bir sene sonra üretilen kitap sayısının bir hayli fazla olduğunu söyler. Sadece kitapta değil bu konuyla alakalı bir sürü filmde çekilmiştir. Bernardo Bertolluci'nin 2003 yılı yapımı 68 hareketi güzellemesi olan Dreamers (Düşler, Tutkular, Suçlar) filmi işte tam bugünlerde izlemelik filmler arasında yer almaktadır.
"Dünya
Perdeden Taştı"
Film açılış sekansında işittiğimiz Jimi
Hendrix'in Third From The Sun" parçası
eşliğinde 1968 yılında Paris'te sıcak
bir bahar günü Amerika'dan Paris'e Fransızca öğrenmeye gelmiş Matthew'ün
(Yakından tanıdığımız bir ülkede kolaylıkla dış mihrak olarak tanımlanacak) meraklı ve şaşkın bakışlarıyla açılır. Matthew
(Micheal Pitt) bize monolog olarak kısaca bir 68 Paris'i hakkında bilgiler
verir. Dönemin en popüler aktivitelerinden biri olan sinematekte film izleme
olduğunu ve gençliğin sinematekleri tıka basa doldurduğunu söyler. Matthew'ün
monologu bitince sinematekin önünde büyük bir kalabalık ile karşılaşırız. Bir
protesto gösterisi vardır. Protesto
gösterisinin sebebi Charles De Gaulle yönetimindeki hükümet Fransız sinematekin
kurucularından Henri Langois'i görevden almıştır. Zaten bu protestolar
ilerleyen zamanlarda giderek hararetlenmeye başlayan öğrenci hareketleri için
de neredeyse tetikleyici bir neden olmuştur. Matthew protestoların ortasında kendisini
kapılara zincirlemiş olan İsabelle (Eva Green) ile karşılaşır. Matthew, kızın
kendisini neden kapıya zincirlendiğini anlayamaz ve şaşkın bakışlarla
İsabelle'nin ricasıyla onun ağzında ki sigarayı alır ve söndürür. Matthew
böylelikle Paris 68'in o yazında hayatını değiştirecek en önemli iki insanla
yani İsabelle ve Theo ile bu şekilde tanışır. İsabelle ve Theo, Fransa'nın çok
ünlü bir yazarının çocuklarıdır. Orta sınıfa mensuptular ve tam bir
sinefildirler. Matthew ise takım elbisesi ve Theo'nun ona takıldığı gibi her an
kiliseye gidecek bir hali olan büyük ihtimalle taşrada doğup büyümüş bir
gençtir. Fakat üçünü bir araya getiren durum ise sinemadır. Sinema o yıllarda
Godard'ın da belirttiği gibi devrimi gerçekleştirebilecek potansiyele sahiptir.
Bu sebeple öğrenciler Henri Langois'in görevden alınmasına çok sinirlenirler
sinema onlar için sadece bir eğlencelik bir seyir değil aynı zamanda kültürel
aktivitedir. Dönemin gençliği kendisini kültürel olarak sadece sinema ile beslemez
aynı zamanda yoğun bir kitap okuma ile de
kendilerini geliştirirler. Aynı şekilde dönemin müziği de gençlik için
önemli bir özgürleştirme aracıdır. Jim Morrison, Jimi Hendirx, Janis Joplin
gibi yerleşik olana ve bütün köhneleşmiş kurallara müzikleriyle karşı çıkmışlardır.
Hobsbawn, 68 hareketi için başka hiçbir devrimci hareket daha yüksek bir kitap
okuyan ve yazar insan yüzdesi barındırmıyordu der. Filmden de göreceğimiz
şekilde Matthew, İsabelle ve Theo'nun ellerinden kitap düşmez, aralarında geçen
sohbetler ağırlıklı olarak entellektüel sohbetlerdir.
Elbette aralarında
fikirsel anlamda ayrılıklar yaşanır. Matthew Buston Keaton'ı büyük sinemacı
olarak görürür Theo ise Chaplin'i, Matthew Jimi Hendrix'i büyük gitarist olarak
görürü Theo ise Eric Clapton'ı. 68 aynı zaman sol hareketin en güçlü ve en
yoğun olduğu da dönemdir. Film boyunca Theo ve İsabelle'nin evinde Mao'nun
posterleri duvarları süslemektedir. Mao'nun Kırmızı Kitabı sürekli Theo'nun
elindedir. Bütün bunlar olurken sokak
hareretlenmektedir, öğrenci ve polis arasında ki gerilim giderek artmaktadır.
Fakat Bertolluci filmin büyük bir çoğunluğunda gençleri eve hapseder dışarıyla
bağlarını kopartır. Ellerinde Kırmızı Kitabı düşürmeyen bu gençler sokaktan
kopuk bir şekilde nasıl devrim yapacaklardı peki?
Hayat
Sokakta
Bertolluci'ye film üzerinden getirilen
en büyük eleştirilerden biri de bu konu üzerineydi za karakterleri Paris'te
Son Tango filmine benzer biçimde çok fazla eve hapsetmesiydi. Ama yönetmenin
tercihini şu şekilde okuyabiliriz. Özellikle Theo ve İsabelle kendilerini
sinema dünyasına çok fazla kaptırmış hayalperestler olarak tanımlanabilir.
Hayatı okudukları kitaplardan ve izledikleri filmlerden öğrendiklerini
sanıyorlar. Theo mesela, Matthew'e kendi kültürünüz hakkında bir şey
bilmiyorsun bile diyebilecek bilgiçliğe sahiptir. Bu haliyle çok yakından
tanıdığımız bir ülkede içki masalarında memleketi kurtaran, devrim yapan
insanlara çok benzemektedir. Tıpkı Zeki Demirkubuz'un Yeraltı filminde ki gibi kendilerini
sisteme teslim etmiş ama içki masalarında vicdanları akıllarına gelince bağıra
bağıra devrim şarkıları söyleyen insanlara benzemektedir. Yine sosyal medyada
profil resimlerini günün anlama ve önemine uygun bir şekilde değiştiren bu
eylemi popüler bir aktiviteymiş gibi gösteren topluluklardan pek farkı yoktur
Theo'nun da. Ezbere solculukta bir yere kadar olunabiliyor zaten. Matthew
filmin bir yerinde ona Mao destekçilerin hepsinin elinde Kırmızı Kitap olduğunu
ve hiç birisinin de o kitabı eleştirmediğini söyleyince Theo kendi gerçekliği
ile yüzleşir bir nevi. Bu sırada sokaklarda şiddet artık kendini göstermeye
başlamıştır. Sokaklara barikatlar kurulmuştur. Evlerinde televizyon
olmadığından ve sokağa da o kadar az çıktıklarından dolayı İsabelle ve Matthew
ancak beraber sinemaya gittikleri vakit olayların büyümeye başladığından
haberleri olur. Hareketin kendisine dönersek sanırım bu konuda Hobsbawn bize
yine yardımcı olabilir. Hobsbawn Paris'teki bu hareketi solcu
entellektüellerden, hükümete kadar kimsenin beklemediğin belirtir. Alttan alta
bir hareket vardır fakat hareketin bu denli dünyayı sarsacağına ve büyük
kalabalıkların uzun bir süre sokaklara çıkacağını şüphesiz ki kimse
beklemiyordu. Hareket belirttiği gibi harekete hazırlıksız yakalanan hükümetin
sert müdahalesiyle bastırılmaya çalışıldı. Yine Hobsbawn belirttiği gibi sokağa
dökülene orta sınıf gençlere kurşun sıkmak, onlara şiddet uygulamak köylülere
uygulanan şiddete benzememektedir. İktidara ciddi anlamda zarar verir. En
nihayetinde hareket De Gaulle hükümetini düşüremediyse de ona ciddi anlamda
zarar vermiştir. Bu noktada Gezi Direnişi ve iktidarın direnişi durdurma
çabaları benzemektedir. Ne de olsa 68'den 2013'e ülkelerin iktidar ve devlet
anlayışlarında pek bir değişiklik yoktur. Tekrar filme geri dönersek sokaktan
kendilerini izole eden İsabelle, Theo ve Matthew kendilerini sokaktan daha
fazla izole edemezler ve kendilerini sokağa atarlar.
Üçlü ilk defa perdeden,
kitap satırlarından da taşmışlardır ve gerçek hayat ile karşılaşmıştır. Gerçek
hayattan kastım polis şiddeti elbette. Polis karşısında ki silahsız gençlere
orantısız şiddet uygulamaktadır. Sanırım yine dünyanın her yerinde yasal
mermisiyle bir polis ordusu silahsız gençlere bu şekilde yaklaşmaktadır. İşte
tam bu noktada Bertolluci bizi bu polis şiddetine karış nasıl karşılık
verileceği hususunda iki seçenek sunar. Bunlardan bir tanesi film boyun şiddet
karşıtı olduğunu söyleyen Matthew'un pasif direnişi ya da Theo ve İsabelle'nin
polisin şiddetine karşı şiddet ile cevap vermek. Film tam bu noktada kesilir
zaten ama kulağımıza bir slogan işitiriz "Bu daha başlangıç, kavga devam
ediyor."



Babalar elinize sağlık, çok güzel olmuş!
YanıtlaSil